En İyi Filmler Listesi için arşive gözatıyorsunuz.

Inception Filmi İçin Tek Cümlelik Film Eleştirisi

07 Ekim 2014 En İyi Filmler Listesi, Film Yorumları, İlgi Çeken Filmler içinde

Iran_Map_Middle_East_Aggressive_USA_Military_Bases_Surrounding_Obselete_Warmongerism inception original object

“Eğer başkasının rüyasında olup olmadığını anlamak istiyorsan kendi yaptığın orijinal bir objeye dokunman yeterli…” gerisi basit. bilinçaltı manüplasyonu, (subliminal message), reklam, deccal, iluminati, kalanını sen tamamlarsın artık.

Bir de filmde en orjinal bulduğum sahneler aynalama sahnesi de dahil kızın yeteneklerini sergilediği sahnelerdir.

Filmi http://cehe.net/inception-baslangic/ adresinden full hd 1080p kalitesinde türkçe altyazılı olarak izleyebilirsiniz.

inception mirror sceene ayna sahnesi

The Wolf of Wall Strett & Para Avcısı

10 Mayıs 2014 En İyi Filmler Listesi içinde

para avcısı

para avcısı

NOT: Resimler hareketlidir, üzerilerine tıkladığınızda kısa kısa izleyebilirsiniz.

UYARI: Yazı film ile ilgili spoiler içerir. Filmi izlemeyenler için tavsiye edilmez.

Martin Scorsese’nin her zaman başrol tercihi olan Leonardo Di Caprio ile birlikte 2013’de de vizyona bir film daha getirdiler; The wolf of wall street-Para Avcısı.

Film gerçek bir hikayeden alıntı. İzleyecek olanlar ve izlemiş olanlar bunu bilmiyorlarsa filmi bir de bu açıdan değerlendirirlerse bakış açıları daha farklı olacaktır.

Hikaye bahsettiğimiz gibi Jordan Belfort’un hayat hikayesi. 12 yaşında küçük sihirbazlık şovları yaparak para kazanmaya başlayan Jordan, 22 yaşında ilk Porsche’sini almıştı. 23 yaşında iflas etti ama yılmadı tekrar en zirveye tırmandı, tabi sadece maddi anlamda. Filmde zaten daha detaylı şekilde bunu görmek mümkün.

Öncelikle izlemek isteyenleri de uyaralım, film boyunca kostüm çok fazla dert edilmemiş, eğer çıplaklık ve seks üzerine olumsuz yargılarınız söz konusu ise, izlememeniz daha doğru olacaktır.

Evet, John o kadar hırslı ve o kadar çok para düşkünü ki, zekası da sayesinde oldukça hızlı bir şekilde zirveye oynamaya başlıyor. Ama John’u diğer bütün zenginlerden ayıran ise hayat tarzı. Onlarca fahişe ile düzenlediği partiler, haddinden fazla şekilde uyuşturucu kullanımı, zevk için insanları para ile komik durumlara düşürerek eğlenceler düzenlemesi. Hayat felsefesini ise kahkahalar atarak söylediği şu sözden anlamak çok zor değil; “Benim çöp kutum bile insanlığın neredeyse tamamından daha iyi besleniyor.”

Film Scorsese’nin demeçlerinde belirttiği üzere herhangi bir mesaj vermek üzere çekilmemiş fakat para ile istediği her şeyi yapabilen bir adamın hayatından tiksinmek izleyici açısından yapılabilecek bir çok çıkarıma kapı aralıyor. John parayı değil, para ile yapabildiklerinden, insanlara yaptırdıklarından büyük haz alıyor, bu da onun paraya karşı aç bir köpek gibi saldırmasına neden oluyor.

para avcısı

para avcısı

İnsanlardan, bizden çaldıkları ile çöp tenekesinin bile binlerce dolarlık yemeklerle dolduğu John’un şaşalı hayatının sona ermesi dikkat çektiği için bitiyor. Ama aynı şekilde dünya üzerinde göze batmasa bile John gibi yaşayan binlercesi var ve onlar insanlardan çaldıklarını o küçücük midelerinde sindirmeye çalışıyorlar. Ellerinde olanları ise kaybetmemek için bir kurt gibi tüm herkese saldırabilecek kadar da açlar.

John belki de içlerinde en masumu. John’u yadırgamak, John’a şaşırmak aslında komik. ALLAH inancı olmayan birsinin hangi etik değerlere, hangi ahlaki kıstaslara göre davranmasını bekleyebilirsiniz ki? İçerisinde bulunduğunuz aptal, farkında olmayan toplumun değer yargıları çok fazla zeki bir adam için sizce bir anlam ifade edebilir mi? Ya da şu an kolluk kuvvetlerinin olmadığı bir Türkiye’de siz eşinize, kızınıza, paranıza bu kadar rahat sahip olabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?

Yorum kısmını kısa keserek filmle ilgili teknik detaylardan bahsedecek olursak, Leonardo Dicaprio filmleri izleyenler Martin Scorsese ile ikilinin çok iyi iş çıkardığını bilirler ama bu Para Avcısı için Leonardo Dicaprio için ayrı bir sayfa açmak gerekir. Şahsen bu kadar iyi bir oyun çıkardığı bu filmden sonra halen Oscar alamamış olması jürinin bir ayıbı diyebiliriz. Biraz harekete, biraz enerjiye ihtiyaç duyup, Leonardo Dicaprio’nun oyunculuğunu merak edenler izleyebilirler fakat filmde sadece açgözlü bir adamın ibretlik bir hayat hikayesinden fazlası yok.

Film vizyondan kalkmış olsa da Para Avcısı İzle diyerek Google üzerinde arama yaptığınızda karşınıza çıkan sitelerde filme ulaşmanız mümkün. İzleyenlerden ve izleyecek olanlardan yorumlarını bekliyoruz.

 

Dallas Buyers Club – Film Eleştirisi

21 Mart 2014 En İyi Filmler Listesi, Film Yorumları, İlgi Çeken Filmler içinde

Dallas Buyers ClubBen küfürbaz değilim benim ilham perilerim sürtük diyor Can Yücel. Gerçek bir hikayeden alınmış 2013 yapımı Dallas Buyers Club isimli filmde bohem, gününü yaşayan bir kişilik olan Ron WOODROOF’u canlandırıyor Matthew McConaughey gayet galesiz bir şekilde 🙂

Film, kahramanın aids hastası olduğunu öğrenmesi ile başlıyor ve sonrasında hem aidse hem toplumun önyargılarına ve hem de ilaç karteline karşı verdiği savaşı anlatıyor. Oyunculuk, kurgu ve görsellik sıradan amerikan filmleri gibi ruhsuz. Keşke almanlar yapsaydı filmi. hikayeye yazık etmiş ruhsuz amerikalılar. sadece hikayenin gerçek olması filmi çekici kılıyor ki sırf hikayesi için izlenir film.  cehe.net sitesinden HD kalitesinde izleyebilirsiniz filmi. İyi seyirler.

Fuhuş Yasağının Temelleri:

Evlilik nasıl ortaya çıkmıştır, insanların sadece tek bir eşle ömrünü tamamlaması fikri nasıl oluşmuştur merak ederim hep.İnsanın kavgası ilk çiti çektiğinde başlar diyor Karl Marx yani ilk sahiplenme ile. Kadın ve evlilikle ilgili de durum böyle olabilir. Tıpkı tabiatta olduğu gibi geçmişte bir kadına sahip olmak isteyen erkeklerin kıyasıya mücadelesi toplumların toplu kıyımlarına savaşlara sebep olmuştur muhtemelen. Ve evlilik gibi bir müessesenin olmayışı da kadına sahip olma kavgasının ömür boyu en azından kadın vücudu diriliğini koruduğu müddetçe devam etmesine neden olmuştur. Bu durumu gören kabile akilleri ülen şu işi bi kurala bağlayalım birbirimizi öldürüp durmayalım diyip evliliği icat etmiş ve eşinden başkası ile birlikteliği yasaklamışlardır. Hatta az gelişmiş toplumların kadın namusuna bakış açıları bile buradan geliyor olabilir. Ya da Hz Ademden itibaren devam eden islam dini taa baştan evliliği getirmiştir de insanlar sonradan eldeki ile yetinmeyip azgınlaşmışlardır.

AIDS:

AIDS son yüzyılın en çok konuşulan konularından biri oldu. Fuhuşla ortaya çıktığını iddia eden muhafazakarlar yanında süper güçlerin afrikada yaptığı deneyler yüzünden ortaya çıktığını söyleyen komplo teorisyenleri de var. Kimisi ise bozulan, fuhşu sıradanlaştıran toplumları Tanrının hiv virüsü ile cezalandırdığını düşünüyor. Nasıl ve neden ortaya çıktı bilmiyorum ama AIDS’in fuhuşla yayıldığı kesin. Size fuhuş iyidir ya da kötüdür deyip zekanıza hakaret etmek istemiyorum. Buna yazının sonunda kendiniz karar verirsiniz.

Fuhuş, Eşcinsellik, Ensest Kötümüdür Neden Yasaklanagelmiş Bu Gün Neden Yasaklanıyor?

Bu konulara medeniyetin geldiği son nokta itibari ile iki açıdan bakılıyor. Birincisi bilimsel açı diğeri ise islami bakış bir de hiçbirini takmayıp oluruna bırakanlar var. Ne diyor bilim bu konularda. Fuhuş hakkında sadece sosyoloji ve psikoloji bilimi konuşabiliyor ki o da  sadece fuhşun insan psikolojisi ve toplum sosyolojisi üzerinde etkilerini inceliyor ve iyi ya da kötüdür demiyor. Zaten bilimin alanına da girmez iyi ya da kötü. Eşcinsellik de aynı durumda. Ensest ise herkesin üstünde karar kıldığı bir kötü ama niye kötüdür henüz açıklanabilmiş değil.  Ensest ilişki hakkında bilimin söyleyebileceği sakat çocuk doğumudur ki doğum kontrol yöntemleri ile korunmak ensestin bu etkisini gidereceğinden bilimin pek söyleyebileceği bir şey kalmıyor. Kaldı ki korunmasalar bile ortaya çıkacak çocuğun sakat doğmasına da bilim kötü diyemez çünkü birincisi çocuğun sakat doğacağı kesin değildir ikincisi sakat çocuğun doğumu kötü ise normal ilişkilerden doğma ihtimali olan sakat çocuğun da alınması gündeme gelebilir. Sakat çocukların doğmasına engel olmak ise onların getireceği genlerin ileride insanlığın devamı için gerekli genler olabilme ihtimali yüzünden yanlış olabilir. Görüyorsunuz bilimin bir şeye iyi ya da kötü diyebilmesi için sonsuz olasılığı hesaplayabiliyor olması gerekir. O nedenle bilim insana şu iyidir şu kötüdür diyemez. Bilim bunu diyebilse bile biri çıkıp  takmıyorum lan sizin iyilerinizi kötülerinizi 70 yıl yaşayacağım zevklerimi erdemlere kurban edemem dediği anda mesele bitmiştir, bilimin diyeceği bir şey kalmıyor. Yani sizin anlayacağınız hayatta tek hakiki mürşit ilim değil.

Din ise Fuhuşu yasaklamasını nimet sorumluluk dengesi ile açıklıyor. Eğer bir nimeti kullanıyorsan sorumluluklarını yerine getireceksin ki başka canlılar senin arkanı toplamak zorunda kalmasın. Diğer bir mesele ise dinin bilimle buluştuğu nokta nesep karışıklığının yani kimin kimin çocuğu olduğunun belli olmamasının ve sonucunda kardeş evliliklerinin ortaya çıkmasının insanlığın sonunu getireceğini söylüyor. Ayrıldıkları nokta ise bilim insanlığın sonunun gelmesi kötüdür diyemezken din diyor ki Doğru Ezeli ve Ebedi Varoluştur (The Truth is Eternal Existincy) ve Var’ın olduğu yerde yok yoktur. Dolayısı ile insanın varoluşunu tehlikeye atacak her davranışı gidip kendini cama vurup duran kuş gibidir. camdan dışarı çıkamaz ama sürekli kendine acı verir.işte bu davranış Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur, onun insana verdiği varoluş nimetine nankörlüktür zaten eşyanın özünde de tabiatın özünde de varoluş vardır buna ters kürek çekip kendini heba eden tek varlık insandır.

Toplumlar 100 yıl öncesine kadar fuhuşun kötü olduğunu düşünüyordu, bir çok toplumda uzun zaman önce serbest bırakıldı. Eşcinsellik ise yavaş yavaş kabul görmeye başladı. Peki ensest de gelecekte kabul görecek mi insanlar arasında.

19 yüzyılın sonları 20. Yüzyılın başlarında avrupada bilimin gelişmesi ile kilisenin söylediği yalanlar bir bir ortaya çıkmaya başlayınca insanların özellikle bilim çevrelerinin dine olan güveni sarsıldı. Ve insanlar şu teoriyi kabullendiler. Tanrı, Geçmişte insanlığın bilmediği şeylerden korkması sonucu, sığınacak bir varlık aramaları ile ortaya çıkmış soyut bir kavram psikolojik savunma mekanizmasıdır. Din ise bu soyut tanrı kavramını nakde çevirmek, toplumlarını kolay yönetebilmek isteyen yöneticilerin çevresindeki zeki tiplere yaptırdığı kurallar bütünüdür dolayısı ile insanın bilmediği azaldıkça tanrıya ve dine olan ihtiyacı azalacak ve bilim toplum hayatına hakim olurken dinler toplum hayatından kademeli olarak çekilecektir. Bizim cumhuriyeti kuran kadro da bu akımdan ciddi şekilde etkilenmiştir ama buna sonraki yazılarımızda değineceğiz.

Din toplum hayatından çekilirken bilim dinin kurallarının yerini dolduramadı. Hatta bilim insana iyi ya da kötüyü söylemez sadece varolanın bilgisini verir dedi ve aradan çekildi.

Dinin getirdiği kuralları toptan reddedip kendi kurallarını yazmak istediğinde insan hayattaki her ayrıntıyı yeniden temellendirmesi gerekiyor artık. Fabrikalarda kuluçkadan çıkan tavukların ayrılıp horozların tekrar canlı canlı değirmene atılıp yeme dönüştürülmesinden tutun da ensest ilişkiye kadar temellendirilip kurala bağlanacak çok şey var. Ve insanlık hepsini keşfetmeden yaptığı hatalarla bütün kainatın sonunu getirebilir. Bkz. Butterfl Effect.

The Book Thief – Kitap Hırsızı – Film Eleştirisi

15 Mart 2014 En İyi Filmler Listesi, Film Yorumları, İlgi Çeken Filmler içinde

“Bir gün hepimiz öleceğiz.”

The Book Thief 5Aslında film başlarken belli oluyor kalitesi. ilk saniyelerde anlıyorsunuz sahnelerden oyunculuklara kadar her şeyin en ince ayrıntısına kadar yönetildiğini filmin ince ince dokunduğunu. Oyunculuklar muhteşem. çocuk mezara konurken kadınla beraber sizinde gözlerinizden dökülüyor yaşlar. Filmin her sahnesinin ekran görüntüsünü alıp çerçeveletip duvarınıza asasınız geliyor. Alman edebiyatına bayılıyorum bu konuda çok iyiler. Der Vorleser – The Reader filmide böyle idi. O muhteşem arabaların tasarımının arkasında bu sanat birikimi var. Sanat olmadan diğer alanlarda ileri gitmek mümkün değil gidilse bile sürekliliği yok emin olun. Yüzlerce yıllık Alman felsefi derinliği filmin her ayrıntısına sinmiş durumda. Filmdeki duyguları kılcallarınıza kadar hissediyorsunuz. O yaşta kardeşi ölen kızın vakurluğu hayran bırakıyor sizi kendisine.

Oscar’ı kesinlikle en az 12 Years Slave  (12 Yıllık Esaret film eleştirisini Buradan Okuyabilirsiniz)kadar hakediyor. Hatta oyunculuk bakımından kat be kat üstün olduğunu söyleyebilirim. Bir sonraki festivalde ödül alacağına eminim bu filmin.

The Book Thief (Kitap Hırsızı) Filmini HD olarak cehe.net sitesinden izleyebilirsiniz ama kesinlikle orjinal dvd sini edinip arşivinize katmanızı öneririm. Gelecek nesiller için.

Özgüven

Peki kızıma layık olacağını da nerden  çıkardın sorusuna yakında 12 yaşında olacağım olgunluğu ile cevap verebilen bir çocuk. Hem de Hitler Almanyasında. Ben 33 yıllık yaşantımda bu özgüvene sahip birine rastlamadım bu topraklarda. inşallah bizden sonraki nesil kazanır bu özgüveni. Kimsenin elini öpmeden yetiştireceğim çocuğumu.

Bilinç, Bilinçaltı, Çocuk ve Hakikate Yakın Olma Durumu

Enteresandır ki eziklik belirtisi henüz bilinci bilinçaltına galip gelmemiş olan çocuk aklı tarafından iğrenme ve nefret duyguları ile karşılanıyor ve kaşısındakine kendini ispatlama zorunluluğu getiriyor. Kendini ıspatlarsa topluluğa kabul ediliyor ıspatlayamazsa kendi haline bırakılıyor.

Fanatiklik!

Artık doğruyu bulduğunu düşünüp sorgulamayı bırakarak ezbere sloganlarla bulduğu sandığı o doğruyu diğerlerine dayatmak. Tetikleyicisi tembelliktir çünkü fanatik olmamak her yeni gelen durumu yeniden değerlendirmeyi gerektirir ve sürekli aktif çaba sarfedilen bir yaşam tarzına sahip olunmalıdır. Fanatiklik genellikle zor zamanlardan sonra ortaya çıkar. Çünkü herkesin dermanının tükendiği böyle zamanlarda ufak kahramanlıklar çok büyük itibar görür ve zor zamanın başlangıcında yüksek birikimliler kendini feda ettiği için halkın bu minnetini bu itibarını vakur bir şekilde taşıyamayacak ucuz kahramanlar sonradan fanatikliğe kaçarlar. rekabetin olmadığı böyle zamanlarda rant her alanda hakimdir ve elindekinin sorumluluğunu yerine getiremeyecek eline geçirdiği imkanların altında ezilecek tipler ortaya çıkar.

Okumak…

30 yaşıma geldiğimde artık  öğreneceğimi öğrendiğimi düşünüp kitap okumayı bırakmıştım. 33 yaş itibari ile kazandığım bu muhakeme yeteneği ile esas kitap okumaya bundan sonra ağırlık vermem gerektiğini idrak ediyorum ve özledim açıkçası istiklalde kalabalığın içinde uzun süren yürüyüş sohbetlerinden sonra Yapı Kredi kültür Sanata girip bir kitap seçmeyi. Sonra o kitap hakkında muhatabı ile sohbet etmeyi.

İyi İsen…

İyiysen gözünü dört açmalısın. Sanki bütün dünyanın yükü senin omuzlarındaymış gibi öz beynini burnundan kusarcasına belki günlük 3 saatlik uyku ile… ama hep bir adım önde hep bütün duyu organların aşırı hassas bir şekilde, sürekli devinim halinde. Karşındakinin ilgilendiği herşeyle ilgilenmen gerekiyor bir taraftan kendin olurken. iyi olmak zordur çelme takarlar. Göremediğinde o çelmeyi kalkıp yoluna devam edebilmelisin. Stop düğmesi olmayan bir motor gibi seni nere bırakırlarsa bıraksınlar çarkların dönmeye devam etmeli. Unutma ki stop düğmen start düğmene basanın elinde. O stop deyinceye kadar kimse seni durduramaz. Zaten O stop dediyse de kimse seni yaşatamaz.

Hafıza ruhun katibidir. (Aristoteles)

Konuşma ise düşüncenin labaratuarı. Bir toplum konuşmuyorsa iletişim kurmuyorsa o toplumda düşünce ölür. Almanyaya gittiğimde farkettim bizde düşüncenin öldüğünü belki de hiç yaşamamıştır. Uzuuuun uzun istişare ediyorlardı kendi dillerinde ve dönüp bize ingilizce soruyorlardı hangisini tercih edersiniz diye. Sonra beraber gittiğimiz arkadaşla ben aramızda tek bir cümle ile anlaşıp cevap veriyorduk. İlginç bulmuşlardı tepki göstermişlerdi. Onların o kadar uzun süre üzerine istişare ettikleri şeye bizim aramızda tek bir cümle ile karar vermemize. Cafeleri vardı onların geniş kaldırımlara yayılmış İkindi işlerinden çıkıp sohbet ettikleri.

Niye Geri Kaldık?

20. yüzyıla kadar bireysel kahramanlıklar toplumları alıp ileri taşıyabiliyordu. Sanayi devrimi ve sonrasında makinanın insanla beraber çalışma durumu, bilimin gelişmesi artık insanların organize bri şekilde ürünler ortaya koymalarını diretti. Beraber çalışabilmek için iletişim kurabiliyor olmak kaşıdakini dinleyebiliyor olmak gerekiyordu. Bizim toplumsal olarak bunu gerçekleştirebiliyor olmamız gerekiyorki sonrasında gelişme gelebilsin. Bir Japon atasözü der ki 1 Türk 5 Japona bedeldir. 5 Japon ise 50 Türke bedeldir. İnsanlarımız ikindin sandalyeleri  geniş caddelere yayılmış cafelerde sohbet edemediği müddetçe bizim çıkmazlarımız devam edecektir.

Yazmak Üretmek,

Dışarısı nasıl sorusuna Bulutlu demek yerine Soluk bir gün. Her şey bir bulutun arkasında sıkışmış kalmış ve güneş, güneşe benzemiyor o tıpkı gümüş bir istiridye gibi. diye tarif etmek. Akıl yürütmek. kelimelerin üstünde yürüyen bir akıl. Kelimeler yani aklımızın üstünde adımını attığı taşlar ise kitaplardan ve bizden önceki tecrübelilerle edilen sohbetlerden. Ne kadar uzağız değilmi. Bizden bir ya da iki kuşak öncekilerin anlatıcılığından. Üretmekten. Ne kadar pasif tüketiciler olduk kaldık. Kim başına gelen olayı böyle ifade edebiliyor ki ya da dedelerimiz gibi.

Baskılanan Yetenek,

Çağımızda tv, internet gibi bir çok yolla ya da okuduğumuz kitaplar izlediğimiz filmler ile sürekli dışarıdan bir başkasınıın hayal dünyasının ürünü olan uyaranlara maruz kalıyoruz.Sürekli bu çeşit uyaranlara maruz kalıp birşey üretmemek, özellikle çocuklarda hayal dünyasını ve üretme yeteneğini baskılayacaktır. Bu nedenle izlemenin yanında çocuklarla onların drama yeteneğini geliştirecek oyunlar oynamalısınız ki yaratıcılıkları, hayal güçleri, üretme yetenekleri körelmesin.

Filmden Kareler

The Book Thief 1The Book Thief 22014-03-13 16_27_33-Greenshot The Book Thief 3 The Book Thief 4   The Book Thief 7

In To The Wild

20 Şubat 2014 En İyi Filmler Listesi, Film Yorumları içinde

in to the wildKüçüklüğümüzde kar yağdığında ve beyaz bir örtü gibi her yeri kapladığında hepimizin içinde o saflık ve beyazlığın hiç kaybolmaması için güçlü bir istek oluşurdu. İsterdik ki kar en az 1 metre yağsın arabalar hareket edemesin ve biz o bembeyaz sonsuz düzlükte günlerce koşup oynayalım. Okul yok demekti kar. Doğadaki diğer canlılar gibi hayatın tadını çıkarmak demekti. Ama yoldan geçen arabaların bu beyaz örtüyü yırtıp o kapkara, insanın ruhunu daraltan asfaltı görünür kılmasıyla uyanırdık bu rüyadan. Dönüp bakıyorum da yaz tatillerini saymazsak 7 yaşından itibaren hayatımın 25 senesi dört duvar arasında geçmiş. Artık işten çıkarken bile güneş batmış oluyor.

Hep ertelemişim hayatı. Üniversite sınavından sonra, finallerden sonra, iş bulayım biraz param olsun ondan sonra. Biliyorum ki bu hengame ben bakış açımı değiştirmediğim müddetçe toplumun bana biçtiği rolleri oynadığım müddetçe böyle devam edecek. Askerlik, evlilik, bebek, iş yerindeki projeler, emeklilik bekleyerek geçen bir ömür. Ve gerçekleştiremediğim heveslerimle gözlerim açık, kıçta pamuk gömecekler.

Bunu farkediyor ve şöyle diyor Emile Hirsch In To The Wild isimli filmde “Artık çevremdeki herşey bana anlamsız gelmeye başlamıştı…”. Sonra vuruyor kendini dağlara taşlara. Çünkü Chris McCandless gibi herşeyi arkasında bırakıp kendini doğaya vermek ile, dört duvar içinde bize biçilen rollerle can sıkıcı bir hayatı tamamlamak arasında bırakmış bizi vahşi kapitalist isteklerimiz.

Hep yetişmek zorunda olduğumuz dead line lar, tasalarımız, işini kaybetme kaygısı, geç kalma kaygısı, insan insanın kurdudur (Homo Homini Lupus) felsefesi ile kurulmuş ortamlar, yapmacık yüzler,  artık yiyip içtiklerimiz bile gerçek değil. Size basit bir örnek : Karaciğerimiz doğru çalışmak için doğadaki bir çok tohumda bulunan bir sürü maddeye ihtiyaç duyar. insanın bütün bu besinleri alabilmesi için dağ taş dolaşıp yayılması otlanması gerekir. Ama telaşlanmayın bunu bizim yerimize yapacak varlıklar vardır. Koyunlar keçiler vesair. Onlar bizim adımıza otlarlar sonra biz de olanları onları kesip yiyerek karaciğer için gerekli bu besinleri elde ederiz. Ama artık öyle bir duruma geldik ki yediğimiz etlerin elde edildiği hayvanlar bile ahırdan hiç çıkmıyor. Yani et yemekdeki amaç gerçekleşmiyor. ha ahırda beslenmiş hayvanın etini yemişiniz ha kuru fasulye yemişiniz hiç farkı yok. hatta fasulye daha ucuz ve daha faydalı. tavuğa yumurtaya hiç dokunmuyorum bile. Orda durum daha vahim.

Tümel insandan bahsediyor Karl Marx Das Capital’de. Gününün 6 saatini çalışarak geçiren, sonra ikindi kuşağında sosyal çevresi ile ya da ailesi ile masaları geniş kaldırımlara yayılmış cafelere akın eden, birbirini dinleyen, paylaşan, kendini geliştirmeye,kitaba vakit ayıran insan. İslam da kamil insandan bahsediyor ve ikindi namazından sonra çalışmayı pek salık vermiyor. Size çok sıcak gelmeyebilir ama inanın fayda maliyet analizi yapılsa tümel ya da kamil insanlardan oluşan toplumun daha bereketli, üretken ve verimli olduğu sonucunu her sosyal iktisatçı ortaya koyabilir.

Bu insan gününü doğru planlar. Gerçekleştirmek istdikleri için hafta sonunu, yıllık iznini ya da emekliliğini beklemez. Planlanmış, doğru kullanılan zamanla doğayla da içli dışlı olunabilinir, heyecanlara da vakit ayrılabilinir. Ve insanlar gelecek kaygısı ile, değerlendiremeyecekleri şeyleri biriktirmek zorunda kalmazlar.

O zaman kimse kendini dağlara taşlara vurmak zorunda kalmaz ya da aklı doğada kendi dört duvar arasında psikolojik bunalımda insanlar olarak yaşayıp ölmeyiz. Ardı arkası gelmeyen savaşlar, cinayetler, sebebi anlaşılamayan şiddet logaritmik olarak katlanarak devam etmez. Kapitalizm  Komunizm savaşının üstünü örttüğü bu gerçeği tekrar hatırlatmak istedim bu film vasıtasıyla.

Filmi Online Olarak http://cehe.net/into-the-wild-izle/ adresinden izleyebilirsiniz.

Bu çeşit insana dair filmleri bizlere ulaştıran CEHE.NET ailesine teşekkürler.

İyi Seyirler.

Not : Hoşunuza giden filmlerin orjinallerini satın almanızı öneririm telif hakları açısından. Bu sayede bizim için yeni filmler de üretebilirler. Tabiki bütçemizi zorlayıp her filmi alamayabiliriz ama yine de iyi niyetli davranmak bereketlidir.

Dogtooth (Kynodontas), Köpek Dişi 2009

12 Ocak 2014 En İyi Filmler Listesi, Film Yorumları, İlgi Çeken Filmler, Psikolojik Gerilim içinde

Dogtooth (Kynodontas), Köpek Dişi 2009

1800 lerin sonunda 1900 başlarında batıda bilimin gelişmesi ile kilisenin o güne kadar kural olarak bilinen yalanlarının tek tek ortaya çıkması sonucu batılı bilimadamlarının dine olan inancı yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlamıştır. Bu süreçte tanrı ve din ile ilgili zamanın bilim çevrelerinde şöyle bir anlayış gelişmiştir.

Tanrı; insanlığın geçmişte bilmediği şeylerden korkmasından ötürü, delirmemek için, sığınacak bir varlık araması sonucu ortaya çıkmış soyut bir kavram, psikoojik bir savunma mekanizmasıdır. Din ise insanların bu reflekslerini nakde çevirmek, insanları daha kolay yönetmek için bu savunma mekanizmasından yararlanmak isteyen hükümdarların çevresindeki bilimadamlarına yaptırdıkları kurallar bütünüdür. Dolayısıyla insanların bilmedikleri, karşısında aciz düştükleri şeyler azaldıkça tanrıya olan ihtiyaçları azalacak ve bilim insan hayatına hakim olurken din insan hayatından yavaş yavaş çekilecektir.

Dine bu anlamı yükleyen batı felsefesi iyi ile kötüyü ayırt etmek için geçmiş kültürlerin ya da dinlerin getirdiği kurallar bütününü reddetmiş oldu. Bilim de sadece varolanın bilgisini insana verebildiği iyi nedir ya da kötü nedir gibi konulara cevap veremediği için batı insanı iyi ile kötüyü ayırmak için gerekli mihenk taşını yitirmiş oldu. Çünkü öldürmek neden kötüdürden kız kardeşle ilişkiye girmek neden kötüdüre kadar cevaplanması gereken bir sürü soru vardı.dogtooth

Derin ve köklü felsefesiyle tanıdığımız yunanistandan tam da bu konulara eğilen bir film. geçmiş kültürlerin ya da dinlerin insan beyninde oluşturduğu sınırlardan bağımsız düşünmeye kapı aralayan, bu filmde aile çocuklarını geçmiş kültürlerden bağımsız tamamen yalıtılmış ve yeniden dizayn edilmiş bir ortamda yetiştiriyor. izlerken her saniyesinde sinir uçlarınıza kadar gerileceğiniz filmde bu güne kadar kabul ettiğiniz iyi ya da kötülerinizin kökenini sorgulayacaksınız.

Yalnız filmin sonunda nasıl bir kültür ortamında yetişirse yetişsin insanın içinde olan varoluş tutkusuna ilginç bir gönderme yapılıyor.

İyi Seyirler.

Araç çubuğuna atla